hayat, aldığımız nefeslerin toplamı değil, nefesimizi kesen anların toplamıdır...

22 Mart 2010 Pazartesi

BATI KARAYIPLER (MIAMI-GRAND CAYMAN-HONDURAS-MEKSIKA-BAHAMALAR)


Yavaş yavaş ısınıyor havalar ve ben güneşi gördükçe neşeleniyorum sebepsiz...

Baharın yankıları olsa gerek... :)

Uzun, yoğun bir kış oldu yine...

İşe güce daldık mecburen. Fuarlar, seyahatler derken araya bir de Karayip gezisi sığdırık.
Yelkenliyle yapmayı tercih ederdik ama sanırım ona epeyce bir vakit var...


29.01.2010 Cuma günü, sabaha karşı yollara düştük.

Uzuuuuun bir yolculuktan sonra, 30.01.2010 Cumartesi günü, Miami saati ile 17:00' de asfalta ayak bastık.
Hava nemli ve sıcak... Deli gibi yorgunuz...
Otelimize gidiyoruz büyük bir otobüsle. İçinde 18 Türk...

Uyumadan önce, otelin karşısında canlı müzik yapan bir restorana gidip karnızmızı doyuruyoruz bir güzel...

Otelin adını kesinlikle yazıyorum. Çünkü hayatımda hiç bu kadar rahat bir yatakta yatmadım! "JW Marriott Miami"


31.01.2010 günü, limana gitmeden önce saat 13:00' e kadar boş vaktmiz vardı.

Şehir turu yapan bir tramway a binip yaklaşık 1,5 saatlik bir gezi yapıyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki, Miami' de ücretsiz olan ender şeylerden biriymiş. :)


Araştırdığıma göre (benim bulabildiğim), Florida' da 962 adet marina var. Kaç bin tane tekne olabileceğini siz hesaplayın. Bize baya iş çıkar oralarda... ;)

Saat 14:30 gibi Florida, Fort Lauderdale' daki Port Everglades' e, gemimizin bulunduğu limana giriş yapıyoruz.

Gemiye giriş işlemleri, odaları bulma, bavulları bekleme derken kalkış saatinin geldiğini hatırlatıyor müzik sesleri...

Başka bir istatistik şu ki, gemi seyahati yapan her yolcu ortalama 2 KG alıp öyle ayrılıyormuş gemiden... 6. kattaki pastaları görünce duyduğum bu bilgi gelivermişti aklıma, nedense! :)


16. katta parti var... Müzik, dans, kova kova biralar... Hava güzel... Gemi kalkış düdüğünü çalışıyor defalarca. Sahilde bizleri ıslıklarla uğurlayanlar, evlerinin balkonundan trompetle onlara eşlik edenler... Pruvada 4 gemi daha... Yaşanmaya, hatırlanmaya ve yazılmaya değer bir an...

Hava yavaş yavaş kararıyor. Gemiyi gezmek üzere, rehberimiz önderliğinde toplanıyoruz. Kısa bir turdan sonra akşam yemeği için, bize ayrılan restorana ve masaya geçiyoruz. Leyluş' un doğum gününü kutluyoruz ve geceyi fazla uzatmadan noktalıyoruz.


01.02.2010 sabahı, alargadaki gemimizden tender boatlarla karaya götürülüyoruz. Bu seyahattaki favori ülkem, Grand Cayman!


Kısa Bilgiler:

- 1503 yılında Christopher Columbus tarafından keşfedilmiş.
- Ada, İngiltere yönetiminde.
- Merkezi, George Town.
- 196 km2
- 56.000 nüfuslu, 100 den fazla millet bir arada yaşıyor.
- Adanın en yüksek noktası 24 metre yüksekliğinde.
- Para birimi: Cayman Islands dollar (KYD)
- Vergi cenneti, offshore merkezi. Karayiplerin en zengin adalarından.
- En önemli geçim kaynağı dalış turizmi, su kaplumbağası yetiştiriciliği.
- Görülmesi gereken yerler; Stingray City (evcil vatozlarla ünlü), Seven Mile Beach, Hell, Boatswain's Beach Turtle Farm
- Rum ve Rum Cake leri mutlaka denenmeli.
- Suç oranı çok düşük.

Güvenlik kapılarından geçip minik dolmuşlara biniyoruz. Şöförümüz aynı zamanda rehberimizin rehberi :)))

İlk durak Tortuga Rum Company. Hediyelik eşyalarla, rum cakelerle dolu... Enfes rumlarından 3, 5 shot yapıyor ve ayrılıyoruz.



Ordan sonraki durak ise Seven Mile Beach. Kısa bir fotoğraf molası veriyoruz. Deniz ve kumun rengi muhteşem...

Yolumuzun üzerinde tarihi bir evde duraklıyoruz sonra. Tarihi dediğim 1935'lik... :) Esas ilgi çeken yanı, yapımında 4000 adet deniz kabuğu kullanılmış olması...



Yolumuzun üerinde gördüğüm mezarlıklara inanamadım!!! "Nur içinde yatsın" deriz ya, işte tam da öyle bir yer... :)

Ve Boatswain' s Beach Turtle Farm' dayız. Kollarımızda yeşil bilekliker... (bileklikteki koku sebebiyle kaplumbağalar bizi ısıramıyormuş)

Bu çiftlik 1968 yılında açılmış.

Kaplumbağalar devlet tarafından korunuyor ve zarar verirseniz hapse girebiliyorsunuz.


Çiftlikteki üretimin %15' i vahşi hayata kazandırılıyor.

Kuluçka dönemleri Nisan-Ekim arasında.

Ortalama yaş süreleri 75-80 yıl. 150 yıla kadar çıkabiliyor.

Büyükleri 90 KG civarında ve tehlikeli olabiliyorlar.


Bazı marketlerde kaplumbağa satışı yapılıyormuş ve ızgarasını yapıp yiyorlarmış. Tadı tavuğa benziyormuş...





Çiftlikte birkaç iguanaya da rastlıyoruz. Tabii feci bir ilgi gösteriyoruz. Nerden bilelim 1 gün sonra onlarca iguananın içine düşeceğimizi... :)




Stingray' den önceki son durağımız "Cehennem"


Enteresan bir yer. Kireç taşlarının mercanlarla etkileşime geçmesi ile oluşmuş doğal bir yapı. Ama görülmese de olabilir. Etrafında, eğlencelik birkaç şeyden başka birşey yok.

İster şeytan, ister melek olabiliyorsunuz. Şeytanla gönlünüzce dalga geçebiliyorsunuz, hepsi o kadar...


Cehennemi gördük, bi de cennete bakalım, nasılmış diyoruz...

Küçük bir tekneye atlayıp denizin ortasındaki Stingray City' ye gidiyoruz... Gerçekten cennet gibi...

Mavi-yeşil suların içinde evcil vatozlarla yüzebiliyorsunuz.

Teknedeki bilirkişilerden vatozlara nasıl yaklaşmanız gerektiği açıklanıyor.

Ve işte denizdeyiz... :)

Fotoğraf makineme aldığım sualtı kabıyla ilk denemelerimi yapıyorum. Annem ve babama inanamıyorum, vatozlarla oldukça samimi pozlar veriyorlar, masaj bile yaptırıyorlar :)

Ben sualtından çıkamıyorum. Elimde makine, hayran hayran peşlerinde dolanıyorum.

stıngrays izlesene.com






Ayağıma, sırtıma sürtünerek geçiyorlar arada, tırsıyorum :) Anlatırken canım çekti, gidesim geldi :)




Dönüşte, limanda alışveriş için zaman bırakıldı. Reggae müziği eşliğinde...

Gemiye döndüğümzde her zamanki gibi 16. katta, havuz başında animasyon gösterileri ve showlar vardı. O günkü gösterilerden biri buz şekillendirmesiydi.


Akşam ilk resmi yemeğimiz vardı. Herkes inanılmaz şıktı. Yemekler ve servis zaten mükemmel. Yemekten sonra tiyatro salonunda güzel bir müzikal vardı ama izlerken hepimizin gözleri kapandığı için odalara gitmeyi tercih ettik.



02.02.2010 sabahı Honduras' ta Mahogany' ye bağlandık. Roatan şehrindeyiz...

Renkli, hareketli bir liman... Ülkenin büyük bir çoğunluğu fakir. Yolculuğumuz esnasında birkaç güzel ev görüyoruz ama onlar da zaten adanın ileri gelenlerine aitmiş.

Kısa Bilgiler:

- 1502' de Columbus ayak basmış.
- Honduras' ın anlamı, "derin deniz"
- Başkent Tegucigalpa
- 112,492 km2
- Tahmini nüfus 7 milyon civarında.
- Adanın en yüksek yeri 300 metre.
- Geçim kaynakları turizm, balıkçılık, portakal ve muz ihracatı.
- Şeker kamışı yetişiyor. Istakoz işleme fabrikası var.
- Ülkenin %99 katolik.
- Botanik Bahçeleri, iguana çiftlikleri var.
- Maya Uygarlığı' na ait kalıntılar mevcut.
- Suç oranı çok düşük.

İlk durak İguana çiftliği.

Sadece iguana değil; sincap, kaplumbağa, papağan, maymun... Ne arasan...




Dün vatozlarla yüzüyoruz, bu gün iguana besliyoruz... Hadi hayırlısı...


Sonra botanik bahçesine gidiyoruz. İsmi "Carambola Gardens". :)))




İtiraf ediyorum "karambole geldik" geyiğini yaptık. Çünkü gerçekten botanik bahçesi çok bakımsızdı ve pek de enteresan birşey yoktu. Değişik meyveler tattık, bulduğum birkaç güzel çiçeğin fotoğraflarını çektim, hepsi o...


Son durağımız sessiz, sakin ve güzel bir plaj oldu. Demirlemiş 8, 10 yelkenli vardı. Bol bol denize girip güneşlendik.


Sıkıntıdan ne yapıcağımı şaşırdım. Ağaçların tepelerine çıktım. Atın üstünde sahil turu attım...

Ve güneş yavaş yavaş batarken şehrin en hareketli kısmından geçip gemiye döndük.

Gece, havuz başında "Karayip Partisi" vardı...


03.02.2010 sabahı Meksika' nın Cozumel adasında bir limana bağlandık.

Burdaki liman oldukça kalabalık. Etrafta her zaman olduğu gibi hediyelik eşya dükkanları, cafeler ve pırlantacılar vardı. Kuyum işi yapan bir Türkle karşılaştık. Daha doğrusu Türkçe konuştuğumuzu duyunca bizlerle tanışmadan duramamış. İzmir' e dönünce onun için kumru yememizi rica etti. :))



Kısa Bilgiler:

- Cozumel Meksika' nın en büyük şehri. - Tahmini Nüfus 90.000 - 647,33 km2 - Dünyadaki en önemli resif merkezlerinden... - Ekonomisi turizme dayalı. Haftada, ortalama 25 cruise gemisi geliyor. - Topraklar oldukça verimli ama çalışma ücretleri çok düşük olduğu için herkes turizme yönelmiş ve üretim bir hayli düşmüş. - Papaya, mango, elma, ananas, limon, portakal, kavun, karpuz gibi meyveler yetişiyor. - Eskiden, en fazla tatlı patates ihracatı yapan şehirmiş. - Şehrin 3/4' ü ormanlık.
- Çoğu ihtiyaç maddesi adaya ana karadan, Yucatan' dan geliyor.
- Popülasyon yarı Mayalı, yarı İspanyollardan oluşuyor. Bunlara "Mistisos" deniyor. - Maya Uygarılığı' na ait önemli kalıntılar mevcut. - Meksika, vatandaşlarına bir evlik arsa vermeye çalışıyor. - Bu adada suç oranı neredeyse yok.
-Kuzeyde, Amerika sınırına yakın yerler çok tehlikeli. Amerika ve Meksika Sahil Güvenlik'leri, uyuşturucu geçişini engellemk için bu sularda devriye geziyor. - 2005' teki Wilma kasırgası adada birçok hasara yol açmış.

İlk durağımız San Gervasio, Mayaların önem verdiği dini merkez.

14- 16 yaşlarına gelmiş her kız ve erkek çocuğu bu merkezde 7 günlük evlilik öncesi eğitimi alırlarmış. Evlenecekleri kişiye rahipler karar verirlermiş. Evlendikten sonra ise teşekkür ve arınma için geri dönerlermiş. Bereket ve doğurganlık tanrısına erkek evlat sahibi olabilmek için yakarırlarmış. Erkek çocuğun soyu devam ettirecek olması Mayalılar için oldukça önemliymiş. Evlilik Mayalılar için kutsalmış ve tek eşli olarak yaşıyorlarmış.


Mayalar, mimariyi, matematiği ve astroloji çok iyi biliyor ve kullanıyorlardı. Ay takvimleri vardı ve ayın etkilerine inanıyorlardı.Özellikle kadınların üzerinde daha yoğun bir etki bıraktığına inanılıyordu. Örneğin, dolunay sırasındaki bir ilişki sonucunda erkek çocuğun doğacağına inanıyorlarmış.

Dünyanın aya olan mesafesini bildikleri söyleniyor. Ve çoğu olayı önceden bildikleri... Kendilerinin tanrıyla direkt konuşabilecek güce sahip olmadığını düşündükleri için putları, yarattıkları tanrıları ve rahipleri aracı koyuyorlarmış.

İspanyollar 16. yy başlarında Mayalara ait yerleşim yerlerini yakıp yıkmışlar.

Bu seyahatten önce tesadüfen Mayalara olan ilgim artmıştı. Hatta Kayıp Kıta Mu ve Atatürk 2 isimli kitabı okumuştum. Asıl görmek istediğim Maya kalıntıları, Yucatan' da yer alan Chichen Itza antik kentiydi. Belki başka sefere...

San Gervasio'dan çıktıktan sonra, Cozumel' in merkezinde biraz vakit geçirmemiz için serbest bir zaman bırakılıyor.


Etraf cıvıl cıvıl... Meksikalı çocuklar, ordan burdan buldukları eski gazeteleri turistlere satma derdindeler... Benimle birlikte fotoğraf çekilmeye ise hayır demeyecek kadar cana yakın ve nazikler...

Gemiye dönmeden önce plajda, denizin, kumun ve güneşin tadını çıkartıyoruz biraz.

Güneş batmadan plajdan ayrılıp gemiye dönüş yapıyoruz.

Akşam, yemekten sonra gemiyi keşfe çıkıyoruz. Önce güzel jazz yapan bir barda biraz müzik dinleyip içki içiyoruz.

Havuz başındaki açıkhava sinemasını es geçip keşfe devam ediyoruz.

Tesadüfen önümüze çıkan başka bir bara giriyoruz. Bomboş...

Sahnede bir davul, bir piyano ve bir mikrofon... :)


Davulda Çimen (bagetsiz, parmaklarla), Piyanoda Mazhar ve vokalde Gülçin... Seyirciler: Engin ve Leyla... Şarkı: Yıldızların Altında... :)))


04.02.2010 gününü gemide, seyirde geçirdik...

Kahvaltıdan sonra biraz kahve keyfi, biraz havuz keyfi, biraz değil baya yemek keyfi, biraz spor, biraz alışveriş, biraz tatlı derken hava kararıyor...

İkinci resmi yemek bu akşam... Ayrıca 6. kattaki balon partisi...



Akşam yemeğinden sonra biraz müzik dinleyip partinin yapılacağı yere gidiyoruz. Balonlar rengarenk. Merdiven kenarına dizilmiş sıra sıra insanlar.... Biraz yılbaşı partisi gibi... :) Ama keyifli, eğlenceli ve renkli...


05.02.2010 günü Bahamalar'dayız....



Güzel bir karşılama müziği ile ayak basıyoruz kumlara. Princess Cays' deyiz. Princess Cruises' a ait bir tesiste.

Rengarenk çantalar yaparak, turistlerin saçlarını örerek, müzik yaparak geçinen yerliler...

Güneşlenen, yemek yiyen, alışveriş yapan, dans eden, yüzen turistler...!

Deniz tabii ki güzel.

Masmavi suyu, yemyeşil palmiye ağaçları ve coşkulu müziği ile turistleri cezbeden bir mekan. Ama yine de Türkiye' de çok çok daha güzel yerler var. Biz sadece korumayı beceremiyoruz, olay bu!

Dinlenebileceğimiz, keyifli bir gün geçirdikten sonra, son gecemizi geçirmek üzere güneş batarken sahilden ayrılıp tender boatlarla gemiye çıkıyoruz.

Akşam yemeğimizi yedikten sonra alışveriş için son şansımızı değerlendiriyoruz.

Resepsiyondan hesabı kapatıp jazz barda biraz müzik dinliyor, aynı zamanda da tatilin kritiğini yapıyoruz...

Bu arada, doğum günü ve evlilik yıldönümlerini kutlayan çiftlerin kapılarına balonlar asılıyordu mürettebat tarafından. Yanlışlıkla benim odama da asmışlar son gün. Hoşuma gitmedi desem yalan olur... :)




Sevgiler...

4 yorum:

Eyup Ogan dedi ki...

Sevgili Gülçin,
Çok güzel bir gezi yazısı daha...
İmrendim valla, kıskanmadım dersem yalan olur... :)
Çok sade, çok anlaşılır bir türkçeyle güzel fotograflar ve açıklayıcı bilgilerle dört dörtlük olmuş..
Ellerine sağlık...
İnşallah oralara teknelerimizle gideriz... :)
Sevgiler..

Gülçin Atalay dedi ki...

Eyüp abi,

Beğendiğinize çok memnun oldum.

Benim de hayalim oralara bir gün kendi teknemiz ile gitmek... :)

Blogunuzda Hakan Öge ile ilgili yazınızı okumuş, ben de ona imrenmiştim.
Nisan ayının ilk haftası İzmir'de sunum yapacaklarmış eşi Sophie ile. Birşeyler öğrenmeyi umuyorum :)

Tekrar karşılaşmak üzere...
Sevgiler...

onur dedi ki...

Başlığı görünce heyecanlandım ben de tekneyle mi gittiniz diye :) O yazıları da okuruz umarım bir gün.

Gülçin Atalay dedi ki...

En büyük hayalim o! :)))