hayat, aldığımız nefeslerin toplamı değil, nefesimizi kesen anların toplamıdır...

29 Ağustos 2008 Cuma

LÜBNAN ' DAN ISRAIL HAIFA ' YA...


04.06.2008 günü, saat 14:00 civarında marinadan çıkıp 90 derecelik bir açıyla 6 mil açığa doğru çıktık. Lübnan'dan İsrail' e gidiş yasak olduğu için Lübana'da zorlu bir toplantı yapmıştık. İsrail'e takma isim takarak... :) Etrafta dolaşırken bile İsrail demeye korkuyorduk. Annem bazen ağzından kaçırdığı zaman korkarak etrafına bakınıyordu :))) Neyse, o gün hava pek yoktu. Çoğunlukla motorla yol aldık. Ara sıra güneybatıdan gelen rüzgarla yelken açıp orsa yapıyorduk, kafadan gelmeye ve yelken de pırpırlamaya başlayınca yelkenleri topluyorduk.
Şunu söylemem gerek ki İsrail seyirlerimizin neredeyse hepsi çok zorlu geçti. Çünkü paranoyanın hakim olduğu İsrail donanması her an peşimizde gibiydi. Zaten uykusuz geçen ve uzun süren bir gece yolculuğu yaparken, İsrail donanmasından bizim komiteye gelen talimatla bir 6 mil daha açığa çıkmak zorunda kaldık. Bize verilen kordinatlar arasında oluşturulan koridorda seyretmek zorundaydık. O İsrail donanmasındaki, sürekli olarak anons yapan kızın sesi hala daha yazarken kulaklarımda çınlıyor. “Israeli Navy is calling any yacht, any motor vessel, any ship in position ........ ......... please come in” Ahhh, ah ne günlerdi onlar... Ara sıra kordinatlarımızı kontrol ediyorduk biz de. Gece boyunca çok yoğun telsiz konuşmalarımız oldu. Uyku durumumuzu yazmama bile gerek yok, uykusuzluktan ölüyorduk! Sabah 06:00 gibi İsrail sularına giriş yaptık. Telsizden giriş yaptığını bildiren her tekneye başka bir kanalda belirli sorular yöneltiliyordu. Soruları cevaplayan ve sırasını savan tekne bir süreliğine rahatlıyordu. Bir süreliğine diyorum çünkü gireceğimiz limana yaklaştığımız zaman da, askeri hücum botları teknenin yanına gelip abuk sabuk (teknenizde silah var mı? uyuşturucu var mı?....) sorular sorup pasaportlarımızı kontrol ediyorlardı. Sakın bu yazdılarımı okuyup EMYR'e katılma niyetinizden vazgeçmeyin. Çünkü bu yazdıklarım keyifsiz şeyler olabilir ama rally o kadar eğlenceli ki, bitirdikten sonra bunlara bile gülüyorsunuz.
Her neyse son 3-4 saat boyunca iyi bir rüzgarla yelken yapabilmiştik. 05.06.2008 sabahı, saat 10:00 civarında limanın önündeydik, 2. grubun tekneleri olarak bekliyorduk ve hava patlamıştı. Biz de askerler tarafından kontrol edildikten sonra Limanın girişindeki, kocaman kocaman yük gemilerinin olduğu bölümde 1,5 saat bekledikten sonra nihayet o dar boğazdan geçip herkesin üst üste bağlandığı o balıkçı barınağında yerimizi almıştık. En son giren tekneler arasındaydık. Çünkü herkes birbirine aborda oluyordu ve büyük tekneler en altta kalmalıydı. Altta kalanın canı çıksın hesabı :)
Bizlere botta David ile yardımcı olan görevliye Türk kahvesi, David' e de soğuk bir bira fırlattıktan sonra giriş işlemlerimizi ve tur rezervasyonlarımızı halletmek üzere tekneden dışarı çıkmamız gerekiyordu. İyi de nasıl? Yaklaşık 17 teknenin üzerinden atladıktan, halatların üzerinden cambazlar gibi yürüdükten sonra karaya inebildik ve sıcağın altında, o sıkıcı işlemleri hallettik.
Aslında bu gün Bahai Bahçeleri' ne yapılacak bir tur vardı, ancak yolda rotamızın değişmesi ve limanın önündeki uzun bekleyiş sırasında vakit kaybettiğimiz için tur iptal olmuştu.
Akşama limanda parti vardı, biz yine parti saatine kadar teknede oturup dinlenmeyi tercih etmiştik. Çaprazımızda bağlı olan Argus teknesi bize seslenerek akşamki partiye bizi joker botlarıyla götürebilceklerini söyledi. Onların bağlandığı yer botlarını suya indirmeye elverişliydi. Biz de memnuniyetle tekliflerini kabul ettik. Saat 7'de Argus'un joker botuyla karşı kıyıya çıkıp parti alanına gittik.











O gece içkiler su gibi aktı. Liman yetkilileri o konuda EMYR katılımcılarına çok cömert davranmışlardı. Açık büfe yemekten sonra plaket töreni ve bayrak seramonisi yapıldı ve pist yine dansçılara bırakıldı. Bir ara annem ve babamı bulamadım. Neyse ki benim orda bir sürü ailem vardı :) Onlarla oturup muhabbet ediyorduk. İçince İngilizcem de daha bir akıcı oluyor hani ;) Bu arada o gece Troll teknesinin son gecesi olduğu için doğum günümde bana hediye ettikleri t-shirt ü giymiştim. İşte bu da benim David abim :)))
Pist hareketlenmeye başladığında elimdeki fotoğraf makinasını kapıp piste yaklaştım. El ele tutuşmuş, insanların arasına dalıp bir sıra halinde dans edenleri kameraya çekiyordum ki ekrandan annemin gelip geçtiğini gördüm. Babam neredeydi Allah bilir :)))
Yine joker botla teknemize bırakıldıktan sonra bu eğlenceli geceyi sonlandırıyoruz...

06.06.2008 sabahı otobüslere binip Galilee bölgesindeki Nasıra olarak bildiğimiz Nazareth' e gittik. Orda Meryem Ana'nın su almaya geldiği kiliseyi ziyaret edip, o suyla yüzümüzü serinlettik. Tavan ve duvarlarda inanılmaz figürler vardı. Rengarenk ve sanki tüm hikayeyi anlatır gibi...
Ordan sonra Nazaret sokaklarında, çarşısında dolaşarak tarihini dinledik.
Yollarda herkes başka yerlere kayboluyordu. Mesela annemi kaybettik bi ara ve nereden çıktı biliyor musunuz? Yüncüden :))) İnanılmaz bişi ya, burda da buldu. Çok da mutlu görünüyordu :)
Bu grafiti de gerçekten enterasandı. Yorumu sizlere bırakıyorum.
Dar sokaklardan, dükkanların arasından geçtik. Biraz Kemeraltı'na benziyordu buraları. Ve sanki İsrail'de değil de, hala daha Müslüman bir ülkedeydik. Dükkanlarda Arapça müzikler çalınıyor, insanlar aralarında arapça konuşuyordu.
Ve etraf gerçekten çok pisti.
Kasabın önünden geçerken çoğumuzun ağzı
açık kaldı. Bu resimden belli oluyor mu bilmiyorum ama
etlerin üzerinde onlarca sinek vardı.
Ama esnafı çok cana yakın insanlardı. Gezerken çoğuyla konuşuyordum. Türkiye'den geldiğimi duyunca tebessüm edip Türkiye'de gittikleri yerleri anlatıyorlar ve bizi görmekten memnun oldukarını söylüyorlardı.
Nazaret Kilise'sine, Meryem Ana'nın hamileliğini müjdelediği kiliseye gittik. Süperdi, muhteşem bir yerdi. İçerde yapılan bir ayine rastladık o sırada.

Nazaret, Hristiyanlıktaki en önemli hac merkezlerinden birisi. İncillerde Meryem Ana'nın memleketi ve Hz. İsa'nın ise çocukluğunun geçtiği yer olarak bahsediliyor.

Kilisenin arka kapısından çıktıktan sonra bu değişik ev çıkıyor karşıma. Sanki anlatacak çok şeyi var dimi?

Sonra bir süre serbest bırakılıyoruz. Herkes bir yana dağılıyor. Kimi bir dondurma, kimi şapka, kimi hediyelik eşya peşinde :)) Uzun bir süre otobüsleri bekliyoruz.


Sokaklardaki kırtasiyelerde, bakkalarda bizim "Gümüş" ve "Ihlamurlar Altında" dizilerinin sevilen kahramanlarının posterleri asılı. Meğer orda da yayınlanıyormuş bu diziler ve herkes hayranmış onlara. :)))

Otobüsleri nihayet bulduktan ve kaybolanlar da otobüsteki yerlerini aldıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.

Daha günün yarısı bile bitmemişti ve biz bir hayli yol yürümüştük ve hava da çok sıcaktı. Burdan sonra bir kiliseye daha gidecektik.
Bu kilise de bir Yunan Ortodoks kilisesi. St. George Kilisesi. Galile bölgesinde ilk mucize bu kilisede gerçekleşmiş ama kapalı olduğu için içeriye giremedik. Bu arada kiliselere girerken omuzlarımızı ve bacaklarımız örtmemiz gerekiyordu. Bunu unutup sabah teknelerinden çıkanlar ise gördüğünüz gibi çeşitli yöntemlerle bu kurala uyuyorlardı :))

Her neyse, otobüslere tekrar binip yemek yiyeceğimiz yere gittik.
Yemekten sonra da St. Peter Kilisesi'ne... Galilee denizinin kenarında. St. Peter'in balıkçılık yaparak hayatını sürdüğü yer... Hz. İsa'nın ayak bastığı kutsal topraklar...



Sonrasında da “The Town of Jesus”' a, Hz. İsa'nın şehrine gidiyoruz. Kalıntılar hala daha duruyor ve özenle korunuyor.
Son olarak ise Golan Tepeleri'ne gidiyoruz. Bölgedeki stratejik önemi herkes tarafından bilinen o yere... İsrail ve Suriye arasında tartışma konusu olan ve hatta Türkiye'nin bile uzlaşma için aracılık yapmaya çalıştığı Golan Tepeleri'ne... Tepeler, İsrail, Lüban, Ürdün ve Suriye ile komşu ve zengin su kaynakları ile tanınıyor.
Ama biz herşeyden önce dondurmalara ve soğuk içeceklere saldırıyoruz. Uzun bir kuyruk oluşuyor ve sonra manzaraya karşı serinlemeye ve dinlenmeye çalışıyoruz. Yorucu, sıcak ve uzun bir gün geçirmiştik.
Limana dönüş saatimiz gelmişti. Bu sefer tekneye gitmek için kestirme bir yol bulmuştuk ve artık 5 tekne üzerinden atlıyorduk. :) O gece teknede yedik yemeğimizi rahat rahat, sonra içkilerimzi koyduk ve biraz sohbet ettik. Hava çok esiyordu, Emyr teknelerinin süs bayrakları pırpır uçuşuyordu, yelken direkleri rüzgardan uğulduyordu ve gökyüzü kızıla çalıyordu. Ön tarafta biraz müzik dinledim sırt üstü yatıp gökyüzünü izlerken. Uykulu gözlerimle savaşmadan yatağıma gittim sonra ve annem ile babam gibi ben de mışıl mışıl uykuya daldım.
07.06.2008 sabahı tura gitmedik. VHF'deki sabah net inde çok sevdiğimiz Troll teknesinin ve birkaç teknenin daha burda bizlere veda edeceğini, hatta belki Nanette'in bile bizimle birlikte Ashkelon'a gelmeyeceğini duyduk. Burdan Herzilya'ya gidip bizimle final yemeğinde tekrar birlikte olacaklardı. Çünkü Debbie artık çok yorulmuştu. Üzülsek de onlar için daha iyi olacağını biliyorduk.
Neyse, yine teknelerin üstünden atlayarak süpermarkete gidiyoruz. Liman görevlisinin arabasıyla bırakılıyoruz ve limanın bizlere sağladığı otobüs ile geri dönüyoruz. Yolda giderken arabanın içinden bu soldaki görüntüyü zor da olsa yakalayabildim.

Annem doğal olarak markette kendini kaybediyor. Gördüğümüz ve sevdiğimiz herşeyi almak istiyoruz ama dönüşte yine 5 teknenin üstünden atlayacağımızı düşünüp bazılarını diğerlerine tercih etmek zorunda kalıyoruz.
Döndüğümüzde Troll teknesine veda etmeye ve onlara Gulchin şapkasından hediye etmeye gittim. Ordan sonra Nanette'in tam olarak ne yapacğını öğrenmek için yine iplerin üstünde cambazlık yaparak Nanette'i buluyorum ve Debbie ile biraz laflıyorum. Bizimle gelmiyorlar ama yine görüşüceğimizin verdiği rahatlıkla kolayca veda edip onlara babamla grup yoplantının yapılacağı yerde buluşuyorum.
Rüzgar sesinin eşiliğnde toplantımızı yapıyoruz. Herkesin en merak ettiği konu tabi ki de hava durumu ve yola çıkılıp çıkılmayacağı... Batı, güneybatı yönünden 11-18 knot rüzgar vardı. Gün içinde batı ve kuzeybatıya dönecek ve şiddeti azalacaktı.
Çıkma kararı verilmişti komite tarafından ama bazı tekneler limanda kalma özgürlüklerini kullanıyorlardı. Biz de bu konuyu kendi aramızda tartışsak da sonunda çıkmaya karar vermiştik. Saat 17:00'de limandan ayrılıyoruz ve çıkar çıkmaz yelkenleri basıyoruz... Bu resmi de diğer yazımı merak edin diye koyuyorum :)))

2 yorum:

Creek dedi ki...

Bir arkadasim Nazaretden, bana surekli anlatiyor cok guzel diye. Bende arastirmak istedm nasil bir yer diye. En aciklayci bilgiyi sizin blogunuzda buldum. Ne de olsa gitmek, gormek en iyi kitap.
Tesekkurler guzel yaziniz icin.

Gülçin Atalay dedi ki...

Sevindim..
Teşekkürler...