hayat, aldığımız nefeslerin toplamı değil, nefesimizi kesen anların toplamıdır...

7 Mayıs 2008 Çarşamba

ÇESME'DEN KUSADASI' NA...

30.04.2008 günü, saat 06:00'da uyanıp yola çıktık. Bizim önümüzden ve arkamızdan da çıkan yelkenliler vardı. Alaçatı önlerinde yarım saat gibi bir süre için orsa seyri yapabildik. Onun dışında, Kuşadası'na yaklaşana kadar rüzgar hep kafadan geldi, yelken açamadık.

Saat 8'de, 12'de ve 4'te olmak üzere David telsizle her tekneye çağrı yapıp gün içerisinde gerek kaç mil kaldığını, gerekse de tahmini varış saatimizi soruyordu. Ayrıca marinalara vardığımızda tek tek her tekneyle ilgilenip bir sorun olup olmadığını soruyor, her zaman ulaşılabilir olduğunu hissetiriyordu.
Herneyse, saat 16:45 gibi Kuşadası Marina'ya giriş yapıyorduk. Kuşadasına yaklaşık bir saat kala iyi bir rüzgarla orsa ve apaz seyri yapabilmiştik.





Gulchin' i yerine bağladıktan yarım saat sonra David gelip bizim çantalarımızın hazır olduğunu söyledi. Alıp geldik çantalarımızı. İçinde EMYR t-shirt lerimiz, bardak, rozet, şapka, isim kartlarımız, grup flamamız, bayrağımız, tekne numaralarımız ve rally bible (el kitabı) vardı.
Tekne numaralarımızı Gulchin'in iskele ve sancağına takarken bir tanesi denize düştü :) Sağlık olsun deyip devam ettik.
Akşam EMYR teknelerinin önündeki boş alanda toplanacaktık. Her tekne yemek getirecekti ve tüm katılımcılar yemeklerini birbirleriyle paylaşacaktı. Süper bir kaynaşma olanağı değil mi? Ayrıca herkes farklı kültürlere özgü yemekleri tadabilecekti.
Annem hemen sigara böreği ve bol baharatlı kanat kızarttı. Şarap ve kolamızı da alıp toplantı alanına gittik. Güneş yeni batmıştı, renkli ışıklarsa suyla buluşup danslarına başlamışlardı bile.
Orta yaşlı bir bey yanıma geldi. Aslında ben onu dün akşam gözüme kestirmiştim.:))) Çünkü o da benim gibi boynuna makinasını asmış ve tüm gece fotoğraf ve video çekmişti, yüzünde sürekli bir tebessümle. Jesus Madrid'de yaşıyormuş eşiyle birlikte.
Bana İspanya'ya özgü yemeklerinden ikram ettiler. Tortillia. Patates soğan ve yumurtadan yapılıyormuş. O sırada gözüme Jesus'un karısı takıldı. O da annemin yaptığı kanatları afiyetle sıyırıyordu. :) İzmir'i daha önce ziyaret etmişler, hatta EMYR'e de 2. katılmalarıymış. İzmir' e bir dahaki gelişlerinde bizi mutlaka aramaları gerektiğini söyledim. O da bizi Madrid' de -eğer gidersek- ağarlamaktan mutluluk duyacağını söyleyip EMYR için hazırladığı kartvizitini verdi. Bu arada Emyr'e katılmayı düşünenlerdenseniz basit bir kartvizit bastırıp iletişim bilgilerinizi ordakilerle paylaşabilirsiniz. (İhtiyacınız olacaktır!) :)
David yine bir konuşma yapıp yeni katılanları gruba tanıştırdı ve Çek Cumhuriyeti ile ilgili küçük bir test yapıldı. Kazanan viskiyi götürücekti :)
Biz biraz hazırlıksız yakalandık. Herkese boş kağıt dağıttılar ancak bizim kalemimiz bile yoktu yanımızda. Biz de sözel olarak yarışmaya katılmaya çalıştık.
Gece çok uzun sürememişti çünkü ertesi gün Efes' e ve Meryem Ana'ya gideceklerdi.
Biz de bir süre sonra Gulchin' e gidip yataklarımza girmiştik.


01.05.2008 sabahı annem ve babamın sesleriyle uyandım.Ne yaptıklarını merak edip hemen yataktan kalktım ve ne göreyim... Dün düşürdüğümüz tekne numarımızı bulup çıkarabilmek için babam iki gönderi birbirine bağlamış, ucuna da su altı kamerasıyla balık yakalama kancasını bağlamış :)))) Annem de içeride “Yosunlara takıldın Çimen.” “ Heh tamam, şimdi göründü.Biraz sol yap” gibi direktifler veriyordu. İçerideki televizyonda da sanki Titanic'in devamı yayınlanıyordu. Yosun ve kayaların arasında parıldayan ve hafif hafif dalgalanan beyaz bir branda. Anlatmakla olmaz gerçekten. Ben de yüzümü yıkamadan hemen olaya dahil oldum. Bu sefer misinanın ucuna bağladık iğneyi. Kamera babamda (yine gönderlerin ucunda), annem yine içeride, bense elimde misina tekne numaramızı avlamaya çalışıyorum :)))
Bir ara misinayla gerçekten de yakaladım. Yavaş yavaş yukarıya çekiyordum ki yine düştü bulanık sulara... :( Tam ümidimizi kesmişken yan tekneye bir dalgıç geldi. Kıyafeleri de üzerinde hazırdı. Sağolsun bizim için de daldı ve elinde “998” yazılı EMYR brandamızı çıkardı.
Kahvaltıdan sonra annemle ortalığı toparlıyorduk. Havuzluğa bir çıktım, karşımda beyazlar içinde çok güzel bir kadın! Ablam! :) Dayanamamış yine, atlamış arabaya ve gelmiş. Tabi ki çooook sevindik. Maceralarımızı anlattık ona da...



Akşama barbekü partisi vardı. İşlerimizi bitirip parti için hazırlandık. Ama ondan önce “skipper's meeting “ denilen toplantı vardı. Bu toplantının amacı ertesi gün yapılacak olan seyirler ve gidilecek olan marinalar, sosyal aktiviteler ve formaliteler ile ilgili bilgilerin paylaşılması ve hep birlikte çıkış saatine karar verilmesiydi.

Kuşadası'ndan sonra rotamız Turgutresi D-Marin idi. D-Marin de bizim favorimiz Gümüşlük' e çok yakındı. Planımız ise, sosyal aktivitenin olmayacağı yarın akşam ablamı da alıp Gümüşlük'te bir güzel rakı-balık yapmaktı.
Skipper's meeting de bunu dile getirdik. Herkes bu davetten çok memnun oldu. Özellikle grup liderimiz David. :) O zaman yarınki organizatör Gulchin teknesi dedi. “Memnuniyetle” dedik biz de.
Ordan sonra parti alanına gittik. Bu parti EMYR'e özel değildi. Kuşadası Marina aynı zamanda “Yaza Hoşgeldin” partisi veriyordu. Çok kalabalıktı, herkes kuyruğa girmişti, havaya buram buram ızgara kokuları yayılıyordu ve biz gitgide acıkıyorduk. Sonunda yemeklerimizi alıp bir masa bulduk. Boş kalan yerlere de en sevdiğimiz arkadaşlarımız Deborah&Thomas ve Dorothy&Jesus çiftini davet ettik. O kadar tatlılar ki... Annem ve Debbie bir akşmada samimi oluverdiler. Birbirlerine de o kadar çok benziyorlar, anlatamam...
Sohbet tam gaz ilerlerken, David geldi ve Kuşadası Marina'ya verilecek plaketleri Babamın ve Zafer amcanın vermesini istediğini söyledi. Bu jesti memnuniyetle kabul ettik. Ancak babam ve Zafer amca da Nilüfer abla ve bana bir jest yaparak bu zevkli görevi bize devrettiler.
Plaket verme zamanı gelmişti. Müzik durdu, dans edenler yerlerine döndü. Plaketleri EMYR adına verdik ve Marina'ya katkıları için teşekkür ettik. Merasimden sonra bir baktık annem yok. Yine yok :) Almanya'da da yapmıştı bunu. Başına buyruk olmayı seviyormuş :))))
Arardım, marinadaki bi cafe de oturmuş Debbie ve Tom'la sohbet ediyor :) Bizi de davet ettiler. Sohbetimiz çok renkliydi. Tatlılarımız yiyip teknelerimize dağıldık. Sabah erken kalkacaktık.

2 yorum:

pinar dedi ki...

gülçinimm,ne tatlı anlatmışsın aşkım ya..sanki sizinle birlikte ordaymışım gibi geldi biran.Allah içinize sindirsin çok çok mutlu günler saatler geçirin.3nüzüde öpüyorumm

Gulchin Atalay dedi ki...

canım ablammm
keşke hep birlikte olsaydık...
amin diyoruz ve sizi biz de çok öpüyoruz.


Gulchin